Ali Kalik yazdı: Türkiye’nin Siyasi ve Ekonomik Krizden Çıkış Yolu İmralı’dan Geçer

1265

Her sorun çözümünü kendi içinde barındırır. Var olan sorunu doğru anlamak çözüm formülünü de oluşturur.

Türkiye’deki iktidar ya sorunları anlamakta zorlanıyor ya da yaşanan sorunları ranta dönüştürmek istiyor. Ancak görünen o ki iktidar bir yanda sorunları ranta dönüştürüyor diğer yanda ise çözümsüz bıraktığı sorunların yaratacağı tahribatları algılamakta zorlanıyor.

İktidar yaşanılan siyasi ve diplomatik krizin sonucu ortaya çıkan ekonomik krize köklü çözüm üretmekten ziyade günü kurtaran politikalarla ile kitlelerin milliyetçi duygularına seslenmektedir. Bu tutum cerrahi müdahale gerektiren bir vakayı pansumanla tedavi etmeye benziyor. Bir yandan toplumu milli ve yerli sermayeye teşvik nutukları atarken diğer yanda ise kamu bankaların aracılığıyla milyarlarca doları düşük kurla satışa çıkararak var olan spekülasyonu derinleştiriyor.

Evet, Türkiye’de ekonomik alanda yapısal sorunlar var, istihdam yaratma tamamen durmuş ancak bugünkü krizi böyle tanımlamak yetersiz ve yanıltıcıdır. Aynı zamanda derinleşen, tabana yayılan kaosu Katar’ın sadaka gibi yaptığı yardımlarla aşmak da hayalden ibarettir. Bir sorunu çözmenin temel koşulu o sorunun hangi nedenlerden dolayı çıktığını anlamaya dayanıyor. Sorun anlaşıldıktan sonra çözüm kendiliğinden gelir. İktidar sorunun kaynağını gizlemek için suni gündemlerle dış güçlerin müdahalesidir diyerek kamuoyu yanıltılmakta. Tabi ki bölgemizde yaşanan 3. Dünya savaşı bir yönüyle de ekonomik savaştır ama Türkiye’ye yansıması halen oldukça sınırlı boyutlardadır.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı siyasi ve ekonomik krizi çok gerilere gitmeden kısa bir zaman dilimini ele alarak neden ve niçinlerini beraber görüp anlamaya çalışalım. AKP’nin iktidara taşıyan sebebin ülkede yaşanan siyasi ve ekonomik kaos olduğunu hepimiz bilmekteyiz. AKP’nin iktidar sloganı ekonomiyi düzeltmek, demokrasiyi geliştirmek, ülkenin yapısal sorunlarına başta da Kürt sorunu olmak üzere diğer tüm sorunlara çözüm üreteceği vaadiyle iktidar oldu.

AKP iktidara gelince Türkiye’de ateşkes hali vardı ve AKP’nin sorunları çözme vaadinden dolayı tek taraflı ateşkes sürdürüldü. Bu süreçte ekonomik kriz aşıldı ciddi boyutta toplum rahatladı ve tüm vesayetlere rağmen halk AKP’nin yanında yer aldı. AKP bu desteği doğru okuyamadığı için sorunları çözme yerine baskıyı artırarak çözümsüzlüğü derinleştirdi. AKP’nin bu yaklaşımına karşı PKK 1 Haziran 2004 yılında tek yönlü ilan etmiş olduğu ateşkesi bozarak 1 Haziran hamlesini başlattı.

Yeniden çatışmaların başlamasıyla AKP hem siyasi hem de ekonomik güç kaybetti. Ve AKP’ye kapatma davası açıldı. Erdoğan, kendi yaklaşımından dolayı yaratmış olduğu sorunları mağduriyet olarak yansıtarak var olan sorunları çözmek için çözüm üreteceği sözüyle yeniden çatışmasızlığın sağlanmasını aydınlar eliyle dillendirdi ve yine tek taraflı ateşkes ilan edildi ve AKP’nin tekrardan iktidara gelmesinin önü açıldı.

AKP tüm sorunlarda olduğu gibi Kürt sorununu çözme konusuna da taktiksel yaklaşarak güç kazanmayı ve geleceğini kurtarmayı hesapladı. Bu yaklaşım zaman zaman çatışmaların büyümesine zaman zaman çözüm için verilen fırsatlarla 2013 yılına kadar idare mantığı ile süreç yürütüldü.

2013 Newroz’una Öcalan’ın sunmuş olduğu çözüm manifestosuyla Türkiye halkları açısında yeni bir sayfa açıldı. Sürecin hem Türkiye halkında hem de uluslararası yatırımcılara verdiği güvenden dolayı yatırımlar hız kazandı, ülke ekonomisi güçlendi, istihdam alanları genişlendi en önemlisi de insan ölümleri durdu.

Erdoğan bu sürece de taktiksel yaklaşması ve kendisini tek güç görmesinden dolayı çözüm süreci gün geçtikçe çözümsüzlük üretti. Nihayetinde 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Erdoğan hedefine ulaşamadığı için 24 Temmuz’da tekrar şiddetle sonuç almayı önüne koydu. Yaşananları kronolojik olarak aktarmaktan ziyade yeniden başlayan çatışmalardan kaynaklı nelerin yaşandığına kısaca değinmekte fayda var.

İmralı görüşmelerin bitirildiği süreçte Suriye’de yaşanan savaşta Kürt halkı ne işgalcilerden nede rejimden yana tavır almadan üçüncü yol dedikleri demokratik ulus perspektifini esas alarak Suriye şahsında Ortadoğu’ya rol model olacak sistem inşasına gitti ve kısa süre içinde direnişi ve uyguladığı sistemle dünya gündeminde kendine yer buldu.

Kürtler bu kazanımları elde ederken AKP ise Suriye’de bulunan selefi çeteleri destekleyerek hem Kürtlerin kazanımlarını yok etmek istedi hem de rejimi yıkarak oraya yerleşmeyi hedefledi. Türkiye bunu hedeflerken her geçen gün biraz daha bataklığa saplandı. Çırpındıkça diplomatik ve siyasi çıkmazı derinleştirerek ekonomik kaosa adım adım savruldu.

Pamuk ipliğiyle bağlı olan diplomatik ve siyasi ilişkiler, kırılgan zemine oturan ekonomi, AKP-MHP savaş konseptinin Kürtlere karşı yürüttüğü topyekûn imha politikalarıyla çöktü. Siyasi ve diplomatik olarak tamamen izole olan Türkiye ekonomik olarak da iflası yaşamaktadır. Pansumanla bu yarayı iyileştirme cabaları da son demini yaşamakta.

Rusya, İran ve Türkiye’nin yapmış oldukları son Tahran zirvesi de Türkiye açısında tamamen bir hayal kırıklığıydı. Rusya’nın İdlip operasyonu ile birlikte Türkiye’nin son umutları da tükendi. Türkiye’nin krizde çıkışının yolu ne Astena-Suçi-Tahran nede Cenevre görüşmeleridir. Krizin temeli Kürtlere karşı yürütmüş olduğu savaş halidir. Bu savaş süreci de Öcalan üzerine kurulan tecrit ile startı verildi. Ancak son 3 yıldır ağırlaştırılmış tecrit koşullarına rağmen olumlu herhangi bir sonuçtan ziyade ülkenin içinde olduğu sorunlar kangrene dönüşmektedir. Öcalan sadece Kürt özgürlük mücadelesi için değil Türkiye ve Ortadoğu halkları için kilit bir konumdadır. Bunun için Türkiye gerçekten içine girdiği kaostan çıkmak istiyorsa yeniden İmralı ile görüşmeler başlatıp Kürt halkıyla ortaklaşmasıyla mümkün.

ARYEN HABER/Ali Kalik