Demir Çelik: Yüreklerimizi de mücadele sahalarımızı da birleştirmeliyiz – Röportaj

928

Halkların Demokratik Kongresi Eş Başkanı Demir Çelik Almanya’da Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile “Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME)” tarafından düzenlenen bir panele katılarak 24 Haziran baskın seçim öncesi mevcut durumu değerlendirdi.

Toplumda Alevilerin ve kadınların bu süreçteki rolüne değinen Çelik, panel öncesinde Aryen Haber’in sorularını yanıtladı. HDP’nin seçimdeki rolü, HDK’nin Avrupa’daki seçim çalışmalarını, oyların çalınma tehlikesini, seçimde kurulan ittifaklar temelinde HDP ile ilişkileri ve iktidarın faşizan, antidemokratik uygulamalarına karşı halkların ve inançların birleşik muhalefetini değerlendiren HDK Eş Başkanı ayrıca “Alevilik” adlı kitabını da tanıttı.

 

 

Panelden önce yapılan söyleşide Demir Çelik, Aryen Haber’in sorularını şöyle yanıtladı;

****

(Röportaj : Mercan Karakoçan)

Sayın Çelik, seçimlere iki hafta kala HDK olarak seçim çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz? Çokça tartışılan barajin aşılması konusunda da düşüncelerinizi almak isterim, zira bu konu salt HDP’yi değil, muhalefet partilerini de yakından etkiliyor. 

Tabi ki. Öncelikle bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. 20 Nisan’da 24 Haziran seçimlerinin ilan edildiği günden bugüne dek Avrupa’da Halkların Demokratik Kongresi, NAV-DEM ve diğer bileşenler üzerinden yürütülen bir seçim çalışması devam ediyor. Baskın, kaçkın, meşru olmayan seçime rağmen halkları, inançları, Türkiye toplumunu ve topluluklarını seçimsiz ve alternatifsiz bırakmama adına ve Halkların Demokratik Partisi’nin seçime dahil olmasını da fırsata dönüştürerek, bu süreci bilinçli bir şekilde örgütlemeye çalıştık. Öncelikle seçim koordinasyon kurulunu oluşturduk. Bu koordinasyonun da inisiyatifi dahilinde çalışmalar yürütürken, seçmen kütüklerinin güncellenmesi çalışmalarını da şehir, eyalet ve kanton komiteleri üzerinden yürüttük. 7 Haziran’da başlayıp 19 Haziran’a kadar devam edecek olan yurtdışında oy kullanma sürecinin başından bugüne kadar çalışmalarımız, başta Almanya, Avusturya ve Fransa’da olmak üzere, seçmenlerin oy verecekleri konsolosluklara naklini organize etme ve örgütleme şeklinde devam etti.

Kamuoyunda iktidar güçlerinin sandıklara müdahale olasılığı gibi bir kaygı dile getiriliyor. Benzer durumlar daha önce de yaşanmıştı..

Bu seçimi her ne kadar baskın seçim diye adlandırıp meşru görmüyorsak da, HDP’nin kazanması adına elimizden gelen çalışmaları yürütmekle beraber başta AKP-MHP/Erdoğan-Bahçeli olmak üzere devletin iktidar güçlerinin antidemokratik faşizan uygulamalarla HDP’yi engelleyen, gerileten bir pozisyon almaları sözkonusudur. Ayni zamanda bu alan HDP’yi baraj altında tutmak adına muhtemelen yurtdışında sandıklara müdahale etme, halkın iradesini çelme, sandığa giren halk iradesini çalma gibi her türlü operasyona açık bir alandır. Bu manada, mevcut iktidarin meclis çoğunluğunu sağlayabilmelerinin imkan dahilinde olmadığını yandaş ya da onun dışındaki bütün anketler de işaret etmişken, AKP-MHP’nin tek kurtuluşunun artık HDP’nin baraj altında kalması olduğu anlaşılıyor. Bu ne demektir? Bedavadan 80 milletvekilinin AKP’ye kayması demek olacaktır. Bu sayede meclis çoğunluğunu hile ve ahlaki ya da insani olmayan, meşru olmayan yöntemlerle sandıklara müdahale ederek, aynı 16 Nisan 2017 referandumunda yaptıklarına benzer şekilde kendilerine alan açmak ve iktidarlarını pekiştirmek istiyorlar.

Bu yönüyle de bizim Avrupa’da sandık güvenliği, sandıkların Türkiye’ye nakli esnasında güvenliğin sağlanabilmesi gibi problemleri gideren bir kısım çalışmalarımız var.

Evet, Avrupa’da bile sandık güvenliğine ilişkin bazı sıkıntılar öngörülüyor. Bu tehlikeye karşı alınan tedbirlerden bahsedebilir misiniz?

Her şeyden önce Avrupa’da sandık görevlisinin HDP’den çalınmış olması kabul edilemez. 7 Haziran 2015 seçimlerini ve aynı zamanda 1 Kasım 2015 seçimlerini de kazanan HDP’nin sandık görevlisi verilme hakkını gaspettiler. Sandık görevlisi verilmeyen HDP’nin yerine CHP/MHP/AKP’nin sandık görevlisi verme hakkı var. Ama bu manada halkımız duyarlı. Muhalefet konumunda olan CHP’nin sandık görevlilerinin de HDP’nin herhangi bir haksızlığa maruz kalmaması adına insani bir kısım sorumlulukları yerine getirmekte duyarlı olduklarını biliyoruz. Ama yetmiyor! Herkes kendini bir Selahattin Demirtaş’ın yerine, bir Pervin Buldan’ın bir Sezai Temelli’nin yerine koyarak, kendi halkının iradesinin çalınmamasının önüne geçmek ve sandığa yansıyan halk iradesinin sonuna kadar tecelli etmesini kolaylayan bir pozisyonda olması gerekiyor. Çünkü sözkonusu iktidar hırsızlıktan, halk iradesini çalmaktan besleniyor. Buna fırsat vermemek de herkesin görevi olmalı. Ama buna rağmen bizim kurduğumuz komiteler var. Sandık müşahitleri üzerinde yürüttüğümüz bir kısım çalışmalarımız var. Seçim güvenliği amacıyla örgütlü toplum kesimlerinden Aleviler, Süryaniler, Ezidiler ya da Kürt siyasal örgütlülügü ve de sosyalist bir kısım dostlarımızın yardımıyla bu süreci kazasız belasız atlatmaya dönük bir çalışmamız devam ediyor.

Peki, bilindiği üzere HDP bir ittifaka dahil olmadı. Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı karşı karşıya gibi bir görüntü var. Öte yandan bu günlerde bazı siyasilerin ve köşe yazarlarının söylemlerine ve yazdıklarına baktığınız zaman, aşırı ulusalcı kanat dahil, ortada HDP ile CHP arasında yazılı olmayan bir anlaşma varmış gibi yansıtıyor. CHP’nin Milletvekili seçimlerinde HDP’yi, HDP”nin ise Cumhurbaşkanlığı seçiminde Muharrem İnce’yi destekleyeceği gibi söylemlerin reeldeki karşılığı nedir?

Erdoğan zor araçlarını kullanarak iktidarını sürdürüyor. Seçimi bile meşru olmayan yol ve yöntemlerle kazanmayı kendine hak görüyor. O yönüyle Erdoğan sadece HDP açısından ya da HDP’ye oy verenler açısından yakın tehlike değil. Erdoğan bütün Türkiye toplumu için; muhafazakâr demokratlar ve inançlı müslümanlar için de tehlikeli olmaya başladı. Çünkü o,  toplumun ihtiyaçlarını karşılamak yerine yakın çevresinin, ailesinin ikbalini korumanın, güvence altına almanın hesabı içerisinde. O boyutuyla bu yakın tehlikeyi engellemek ya da tehlikeyi risk olmaktan çıkarmak sadece HDP’lilerin görevi değil. CHP’lilerin ya da bir kısım muhalif hareketlerin duyarlı olması HDP’nin kilit parti olduğunun herkesçe bilinmesindendir. Saadet Partisi bile Milli Görüş damarı itibarıyla aynı gelenekten geldiği halde, giderek AKP’nin Milli Görüş’ün değerlerinden yabancılaşmasını, iktidar tapıcılığını, sermaye ve güç biriktirme yanlısı oluşunu kabul edilmez bulduğu için HDP’ye sıcak mesajlar göndermekle kalmadı, bugün demokrasi programını nitelikli bir noktada seçim programına yansıttı. HDP’nin kazanmaması AKP-MHP iktidarının devamı anlamına gelecektir. O yönüyle de birinci seçimde CHP’nin yüzde 0.5 oy kaybı bir şey değiştirmez. Ama HDP’nin yüzde 0.5 eksik oyla seçimi kazanmaması, baraj altında kalması, öncelikle yüz milletvekilinin olması anlamına gelir. Bu yüz milletvekilini kaybeden HDP’nin 80 milletvekili de AKP’ye gider. AKP hak etmedigi meclis çoğunluğunu 80 milletvekilini HDP’den çalarak, 340-360 civarında bir milletvekili çoğunluğuyla Erdoğan’ın Saray’dan vereceği talimatları yerine getiren bir meclisi var etmek istiyor. Bu kimsenin işine de gelmez. Bu yüzden bütün muhalefetin, özellikle de demokrasi savunucusu olan, hak ve adalet arayışı içerisinde bulunan; adı CHP olur, İYİ Parti olur, Saadet Partisi ya da başka bir parti olur ama vicdan sahibi olan herkesin HDP’nin meşru demokratik bir siyasi parti olmasına, Yargıtayca kurulmasina izin verilmiş, onanmış bir parti olmasına rağmen kriminalize edilmesine müsade etmemesi, antidemokratik yöntemlerle baraj altında tutulmaya yönelik bir kısım operasyonlara engel olması gerekiyor. Bizim çağrımız budur.

Bugün burada Alevi Kültür Merkezi’nde bir panele katılacaksınız. Konuşmanızda yurtdışındaki Alevi seçmenlere yönelik bir çağrınız da olacak mı?

Evet, yüz yıllık Cumhuriyet tarihinin önemli mağdur toplum kesimidir Aleviler. İnançlarını, ibadetlerini özgürce yapamayan, çoğu zaman itibarsızlaştırılıp karalanan, kriminalize edilen ve onun ötesinde hakarete ve lince uğrayan, katliam ve soykırımlarla terbiye edilip ehlileştirilen bir toplum kesimidir. Kürtlerin onlar nezdinde devlet tarafından itibarsızlaştırılmış olmasına bağlı onlarca yıldır mesafeli duruyorlar. Kürtlerin meşru talepleri Alevilerin meşru talepleri ile örtüşüyor. Demokrasi, hak ve adalet talebi Kürdün de Alevi’nin de es geçemeyeceği, birlikte yan yana gelerek kazanabilecekleri bir durumdur. Düne kadar şu veya bu sistem partisine gönül vermiş Kürt olur, Türk olur, Alevi olur, Sünni olur herkes, demokraside nefes almak istiyor ve özgürce yaşamak istiyorsa, inancını, ibadetini kendi ibadet mekanlarında yerine getirmek istiyor ve inandığı gibi de yaşamak istiyorsa bir hukuk devletine ihtiyacı vardır. Bizim bir demokratik devlete ihtiyacımız var. Hukuk ve demokratik devleti de ancak Kürtlerin, Alevilerin, demokrasiden yana olan güçlerin, feministlerin, ekolojistlerin, kadın hareketlerinin yan yana gelmesi ve birlikte kazanmasıyla mümkündür. Yani yüz yıldır CHP’ye oy verdik olmadı, AKP’ye oy verdik olmadı, SHP’ye verdik olmadı. Adı değişti, Doğru Yol oldu, Anavatan oldu ama hepsi devleti esas aldı, iktidarı esas aldı. Toplumu esas alan bir parti ilk kez çıktı. Bu parti de çokluğun, çeşitliliğin, gökkuşağı renginin yansıdığı bir partidir. Aleviler kendisini en çok HDP’de görebilir. HDP’de inancını, itikadını, ibadetini özgürce yerine getirebillir. Bu anlayış doğrultusunda herkesten çok, Ezidiler, Süryaniler, Ermeniler kadar Alevilerin de dindar müslüman Kürtlerin de HDP’de olması artık olmazsa olmaz noktaya gelmiştir. Bıçak kemiğe dayansın istenmiyorsa bize ölümü gösterip sıtmaya razı olmamızı dayatan sisteme karşı biz yüreklerimizi de mücadele sahalarımızı da birleştirmeliyiz diyorum. Herkesi demokraside, HDP’de yer almaya davet ediyorum.

Son olarak; Panelde aynı zamanda “Alevilik” konulu kitabınızı da okuyucuyla buluşturuyorsunuz. Neden bu konuda yazma ihtiyacı duydunuz?

Evet, ben de eczacı kimliğime rağmen, siyasetçi bir Alevi kadından doğmuş olmaktan hareketle Aleviler hakkında söylenmiş onca kirli, onca yalan yanlış bilgiye karşı sessiz kalamadım ve Aleviliğin benim 60 yıl önce köyümde, kırsalımda annemden babamdan öğrendiğimle buralarda söylenenler arasındaki tezatı, çelişkiyi görünce ne olduğunu merak edip araştırmak istedim. Araştırdıkça çok derinlere girdim. Alevilik insanlığın hak ve adalet arayışının inancıdır, kır ve doğa inancıdır. Doğada yaşayan her canlıyı bir bilen bir inancı sürdürmek ve bu inancı sürdürmenin de insanlık hareketini sürdürmek anlamına geleceğinden hareketle ben de karınca kararınca Alevilik üzerine, ‘Raya Heqî’ üzerine kitabımı yazdım. Onu bugün burada okurlarımla buluşturmak istedim.

Söyleşiden sonra HDK Eş Başkanı düzenlenen panele katıldı.

“Devlet yeniden dizayn edilmek, tanzim edilmek isteniyor”

Panel, DAKME Eş Başkanı Ayfer Kılınç’ın açılış konuşması ile başladı. Ardından söz alan FEDA Eş Başkanı Veli Kaya, gündem değerlendirmesinde hem Avrupa’da hem ülkede yaşayan Alevi toplumunun öz örgütlülüğü ve öz savunmasına dair eksikliği dile getirdi. Kaya’nın ardından konuşan Demir Çelik, Alevilik konusunda söylenecek ve tartışılacak çok önemli konuların olduğunu, ancak 24 Haziran seçimlerinin aciliyetinden dolayı bu meseleye ağırlık vereceğini izah etti. 1. Dünya Savaşı ardından gelişen süreçte ulus devlet problemine değinen Çelik, “Toplum dinamiklerini ayrıştıran ulus devlet modeliyle Türkiye’de 80 yıl geçtiğini, ancak 7 Haziran 2015’te HDP ile toplumun daha önce ötekileştirilen tüm kesimlerinin bir araya gelerek adalet ve özgürlük mücadelesinin kadında buluştuğunu” dile getirdi. “Demokratik moderniteyi inşa edebilecek gücün varlığı, devlet bekasına tehdit olarak yansıdığı için 30 Ekim 2014’te Kürdistan’ı işgal kararı alındı” dedi ve Cumhurbaşkanlığı sisteminin de 2017 tarihinde şaibeli referandumla sağlandığını belirtti.

Gelinen aşamada faşizme karşı birleşik muhalefet oluşturulamadığı öz eleştirisini yapan HDK Eş Başkanı ayrıca, iktidar tarafından oturtulmak istenen 21. yüzyılın faşizmine karşı mücadeleyi yükselten toplumsal kesimlerin, mağdur ve ezilenlerin demokratik taleplerinin de HDP’de temsiliyetini bularak 24 Haziran’da gereken cevabın verileceğini dile getirdi. Konuşmasının ardından aralarında Kürtler ve Alevilerin yanı sıra demokratik güç birliği kesiminden kişilerin de bulunduğu izleyiciler panelistlere sorularını yönelttiler.

ARYEN HABER/ mk