İlham Adar Bakır: Yerel seçimler, ekonomik kriz ve İdlib

589

Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemi İdlib’deki savaşa kilitlenmiş bulunuyor. Belki de Suriye’deki savaş oyununun son perdesi İdlib’de sahnelenecek. Rusya, İran ve Suriye, İdlib’den cihatçı örgütleri söküp atma niyetlerini düşük yoğunluklu bombardıman ile ortaya koymuşken, cihatçıların ana hamilerinden Türkiye cihatçı yeğenlerinin ömrünü uzatmak için her uluslararası platformda on takla atıyor.

Hem de bu cihatçıların hamiliğinin ve ana destekçiliğinin uluslararası arenada apaçık teşhir olacağına ve daha sonraki süreçlerde bundan dolayı ciddi şekilde bundan dolayı başının ağrıyacağına hiç aldırmadan bunu yapıyor. Kürt düşmanlığının gözünü kör ettiği Türkiye devleti ve dikta yönetiminin tek korkusu Kürt özgürlüğüne karşı sahada elindeki yegane enstrümanı olan cihatçı çeteleri kaybetmek.

İdlib savaşının sonuçları, Türkiye’deki dikta yönetiminin varlığını sürdürebilmede ciddi bir sorun durumuna gelebilme potansiyeli taşıyor. Türkiye’deki medyanın ana gündemini İdlib ile birlikte 2019 Martında yapılacak yerel seçimler ile bu seçimlerdeki ittifak meselesi oluşturuyor. Bu iki meselenin birbiri ile ilişkisi havuz medyası tarafından, hatta muhalif basın tarafından çok görülmezken Devlet Bahçeli bu ilişkinin kurulmasını sağlayacak çıkışı yaparak medyanın işini kolaylaştırıyor. Ama maalesef muhalif basın da bu çıkışın ifade ettiği anlamı hakkıyla irdelemiyor. Ne diyor Bahçeli? “Büyük şehirler, terör örgütlerinin içinde olduğu ittifakın eline geçerse cumhur ittifakının ve başkanlık sisteminin varlığı sorgulanır hale gelir”. Yani mealen diyor ki geniş bir muhalefet cephesi oluşursa ve HDP de büyük şehirlerde bu ittifaka dahil olursa hile kurda ile kazandığımız genel seçimler ve dikta rejimimizin, Selefi İslam-Ergenekon ittifakımızın direkleri çatırdar iktidarımız büyük bir yara alır.

Bu şu demek oluyor ki İdlib’de cihatçı tosun yeğenler bertaraf edilirse, içeride de İstanbul, Ankara gibi şehirler kaybedilir ve HDP kayyumların gasp ettiği belediyelerini geri alırsa, üstüne de ekonomik krizin sarsıntıları eklenirse bu iktidarın ömrü oldukça kısalacaktır. Ömrünün kısaldığını anlayan her dikta rejimi gibi elbette baskı ve şiddet enstrümanlarını daha sert bir şekilde kullanmaya başlayacaktır. Her dikta rejimi, toplum üzerindeki şiddet dozunu çok iyi ayarlamak zorundadır. İyi ayarlanamayan, kontrolden çıkarak çok ağırlaşan baskı ve şiddet dozu büyük halk ayaklanmalarını, halk hareketlerini ortaya çıkarma potansiyeli taşır. Ancak eğer bu ortaya çıkacak halk hareketlerine öncülük edecek, ivme kazandıracak, süreklileştirecek bir örgütlülük olmazsa bu durum, dikta rejiminin çok kolay bir şekilde bu muhalif halk hareketlerini bastırmasına olanak sağlayacaktır. Bu olanağı yakalamış bir dikta rejimi ömrünü onlarca yıl uzatma fırsatına sahip olurken, bu bastırmaya maruz kalmış muhalefet de onlarca yıl beline doğrultamayacağı bir karanlığa savrulmuş olacaktır.

Ne yazık ki bugün Türkiye’de İdlib’deki, Suriye’deki savaşa bu kadar teşne oluşu Türkiye halkına büyük kaybettirecek. Ancak ekonomik krizin halka nasıl fatura edildiğini teşhir edecek, bunu yerel seçimlerde etkili bir politikaya dönüştürerek, büyük şehirlerde iktidarı yenilgiye uğratacak bir politikanın varlığına işaret eden hiç bir muhalefet odağı kendini gösterebilmiş değil. CHP içerisinde, özellikle de CHP tabanının önemli bir kısmında dikta rejimine dönük ciddi tepkiler olsa da bunun etkili bir muhalefete dönüşmesi devletçi refleksi varlık nedeni sayan CHP yönetimi tarafından absorbe edilmektedir. Bu iktidarı İdlib, Suriye, Kürt sorunu, demokrasi, insan hakları, ekonomik kriz konusunda toplum nezdinde teşhir edebilecek ve buna dair örgütlü politikalar üretebilecek tek güç HDP’dir. Üstelik HDP sahip olduğu gücün büyük örgütlülüğü, paradigmal doğrultusunun gücü sayesinde kendi oy potansiyelinin çok ötesinde bir kesimi harekete geçirebilme potansiyeline sahiptir.

İktidardan hoşnut olmayan tüm halk kesimlerini, özellikle de CHP tabanının CHP yönetimine rağmen doğru bir muhalefet çizgisine çekebilecek yegane güç gene HDP’dir. Ve bu yerel seçimler, sanıldığının ve söylendiğinin aksine genel seçimlerden çok daha fazlasıyla dikta rejiminin zayıflatılmasına dair olanaklar sunmaktadır. Ancak ne yazık ki HDP yerel seçimlere hazırlık kapsamında henüz büyük kitlelere umut verecek, kazanılabileceği hissini yaratacak bir söylem ve eylem geliştirebilmiş değil. Son kamuoyuna açıklanan yerel seçimler hazırlık toplantısının sonuç bildirgesi de soyut söylemleri aşan, net ve anlaşılır bir programı ortaya koyan bir nitelik taşımamaktadır. Çok daha kısa, net, anlaşılır ve pratik sahayı örgütleyen bir programın açıklanması bu seçim sürecinin acil ihtiyacıdır.

-İlham Adar Bakır-
-Y.Özgür Politika-