Kerem Çiftçi yazdı: Yaşama dair ipuçları ve yönsüz zaman duygusu

2415
Gündelik hayata dair soyut maddi mantık ve onun etrafında şekillenen alışkanlıklar insanın yaşam sevincini anlamsız ve hissiz bir soyutluğa hapsediyor. Bu şartlanmışlık/koşullanmışlık bireyin kendi yaşamı ve toplumsal misyonu konusunda eleştirel düşünebilme bilincini de sakatlıyor. Anlam ve his noksanlığına edilgen bir tepkisizlik de eşlik eder. Oysa bu negatif vahim durum hayatı bunaltır. Faşizan ruh hastası bir iklimde canlı yaşam uğraşına yenilgi dayatılır.

 

Hayatı doğru yaşamayı bilmek önemlidir. Tıpkı insanı bir tek dış görünümü üzerinden değil, içsel dünyasıyla birlikte değerlendirmek gerekliliği gibi, çoklu/çoğul bakabilmek zenginlik katar hayata. Sabırla yaşamın özgürlüğe giden ipuçlarını kolektif anlam halkalarıyla birleştirmek gerekir.

Yaşamı özgürlüğün meydan okuyuşu olarak anlayanlar her taraftan kuşatılan kısacık ömürlerinde insanlığa dair çok büyük amaçlar sığdırırlar. Lakin özgürlük tohumu verimlidir, her iklimde açmaz ama en güzel dirilişi ilkbaharda yaratır ve düşünsel/ruhsal yaşam özgürlüğünü kışkırtır.

“Oturduğumuz yerden olmuyor.
Kendimizi fikirlerimize feda etmeyi öğrenmedikçe hayallerimiz zihnimizde yer kaplamaktan öteye gidemeyecek.” der haklı olarak K.Kürdü.

Oysa özgürlük düşlerini yaşamda büyütmek gerekir. Tabi bunun için kişiliğin de o yönlü oluşması ve olgunlaşması lazım. İnsana özgü yalın içgüdüsel doğası özgürlüğe yatkındır. Politik duygu arkeolojisi adanmışlarını zaten derinden sezinliyor. Kendi ruhunu açığa çıkaran soylu duygunun refleksleri keşfedilmeyi bekliyor. İşte o zaman sadeliğin duygu estetiğinde yaşam hakiki anlama kavuşacak.

Utanç karşısında onura sarılmanın esrarlı gizemi güçlü kılar bilinçli insanı. Kendi anlam gücüne ulaşmasına vesile olur. Anlam ve hissin gücü düşünsel eylemsellikle bütünleşirse kuantum sıçrayışı yaptırır ve insan kişiliğinde anlam özgürlüğü ile biçimlendirir özgün kişiliği. İnsanın kendi yaşam iplerini eline almanın koşulu da bu berrak eylemci hakikate ulaşmasıyla mümkündür.

Bazen kendimize dair nadir anlarda hiçbir zamana ve yöne ait olmama hissi çarpar yüreğimize, düşündükçe bu karmaşanın vardır elbet bir sebebi demek ister insan ama tatminkar bir cevap da bulamaz bu yönsüz zaman duygusuna. Böylece asi bir savrulma anaforunda debelenir soluksuzca!

Zaman mekana saklanıp dingin bir uzlaşı sergilese de o an yaşanan duygular “o” ortama ait olmayabilir. Mekan ve zamana ait olmayan geceye ait duygular düşünce ile aynı asice firarı yaşarlar. O an aranma telaşı sarar ruhu; la mekan ve yönsüz zaman gibi meçhul bir farkındalık telaşı!

“Ben senin gibiyim, ey gece, vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle dolu” sözleriyle imdada yetişir Halil Cibran, tercüman olur bilgece tanımsız hislerimize!

Aslında sahte hakikat havarilerine ve yitirilen ölgün yaşama özgün an’da özgürlük vaat eden bir insanlığı düzeltme çağrısıdır yönsüz zaman duygusu. 

Fakat dingin/kokuşmuş uzlaşmaların durgun zamanlarında herkes birbirinin ruhunu kirletiyor. Bulaşıcı bir salgın hızla yayılıyor. Tuhaf olan ise herkes ruhunu bu kirlilikle temizlediğini sanıyor; gerçeği iyi bilmesine rağmen kendisiyle yozlaşmayı oynuyor! İnsanlık içsel özgürlük arayışına yabancılaşmış bir mantık/duygu krizi yaşıyor. Düşünme ve his etme yetisi kaskatı metalaşmış!

Aslında bizi çevreleyen dünyayı kendimizle kavramak gibi eğitici bir zihniyet kazanmamız az buçuk yetiyor. Sunulan hiçbir ölçü ve kalıba girmeyerek yönsüz duygu zamansızlığımızda bunu başarabiliriz. Bunun için aslında sadece çağımızın özgür ruhları eşliğinde/yarenliğinde iç duygu zihnimizde saklı olan öz anlamımızı/arayışımızı duyumsamamız yeterlidir.

Yönsüz zaman doğurgan an bereketi içinde saklıdır. Sonsuz seçenekler eşliğinde iradeleşmemizi bekliyor. Yaşadığımız zamanda zamansızlığı yakalayabilmek için büyülü arayışlarımız olmalı. Onu sürekli beslemek sezgi zamana ulaşmakla ilgili bir içsel zenginlik/aydınlanma durumudur.

Sonsuz zamanın kilidi özgürlüğün büyülü oluş anıdır. Berrak şeffaflığın varoluş hakikati sadeliğin bilinmezliğinde anlam buluyor. Eyleme geçirmeyen içi boş gerekçelerimize takılıp kalmaya sezgisel bir sitemdir keskin zaman! Sınırsızlığın ölçüsü olan insan doğasını yönsüz zamanda an biçimlendiriyor.

İnsanın öz gücü negatif zamanı özgürlük arayışının ruhuyla alt etme ferasetinde açığa çıkar. Tek olasılıkla kendisini sınırlandıran insan zaten ecel/kader zamanına yenilmiştir. Duygu ruhunun bilinci zamansızlığı olası kılar. Sınırsız seçeneklerle özgürlüğü durmaksızın kovalar ve o amansız ısrarda kendisini de özgür iradesiyle yeniden oluşturur.

İnsan bilinmezliğinin özgün çekiciliği tutkuya dönüşüp kuşatırsa zamanı, esir zihne sunulan anlam yitimi kısırdöngü momentini içten paramparça eder. Statik zamanı yarar ve dışına çıkar anlam/bilinç oluşturan yönsüz zamana doğru.

Özgür Bilge’nin “Yeni düzenlerin, yeni ilişkilerin ifade tarzlarına, üslup-hitaplarına ulaşmak, her gün eskiyi yakıp yıkmak ve yeniden yapmaya yol açmak romansı bir yaşamdır” desturu yaşamın ivmeli temposunda hakikate görkemli bir çağrı yapıyor! Zamanın eylemci ruhuna iradenizle tutunun diyor! Sahi biz mi yön tayininde zamanın içinde gönüllü bir tutsağız, yoksa zaman mı içimizde donmuş zoraki bir tutsak? Otoriteyi sorgulamayan ruhsal kölelik zincirlerini/prangalarını kırmanın zamanı daha gelmedi mi?

“Tüm olasılıklar şimdinin içinde bulunur. Kendini gözle. Kim olduğunu bul!” Lupelius

 

KEREM ÇİFTÇİ  – ARYEN HABER