Kerem Schamberger: Kürdistan’da yeni bir gazeteci nesli doğuyor – Röportaj

3578

Münih Üniversitesi’nde iletişim dalında araştırma görevlisi olan aktivist Kerem Schamberger, Mart ayının başında gittiği Rojava ve Güney Kürdistan ziyaretinden sonra Almanya´ya geri döndü. Almanya, Kürdistan ve Türkiye´deki politik gelişmeleri yakından takip eden ve sosyal medyayı oldukça aktif olarak kullanan Kerem Schambeger, bu süreçte Rojava devrimine yakından tanık olmuş, tanıklık ve izlenimlerini kişisel blogunda paylaşmıştı. Güney Kürdistan ve Rojava’ya ‘kendi Batı tarzı habercilik anlayışını sergilemek için gitmediğini, tam tersine onlardan öğrenmek için orada bulunduğunu’ vurgulayan Schamberger, aynı zamanda Kürt medya sistemi üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor.

Bu çerçevede ARYEN HABER´in sorularını yanıtlayan Kerem Schamberger’le, Kürt Gazetecilik Günü’nün 120.yıldönümünde, Rojava´da gelişen ve şekillenen Pan-Kürdistan perspektifli “Yeni Kürt Gazeteci” nesli, Kürdistan´da habercilik anlayışının nötr/objektif konumundan ziyade bir eğitim ve aydınlanma fonksiyonu üstlenmesi, haberciliğin piyasa mantığından arınmışlığı ve bilimsel çalışmalarının Almanya’daki yansımaları üzerine konuştuk.

Röportaj: M. Karakoçan

Sayın Schamberger, Kürt Medya Sistemi konulu bir doktora tezinizle ilgili araştırmalarınız var. Bunun yanı sıra dört parça Kürdistan´dan seyahat raporları ve gazeteciler ile röportajlarınız çerçevesinde geçtiğimiz aylar Rojava ve Başurê Kürdistan´da bulundunuz. Böylelikle Kürt medya sistemini yerinden takip edebilme olanağına sahip oldunuz. Bu nedenle sorularım daha çok oradaki gözlemlerinize ilişkin olacak. Bu bağlamda, Kürdistan´da savaş koşullarında çalışan gazetecilerin her şeye rağmen sahanın nabzını ve yaşananları yansıtabildiklerini düşünüyor musunuz?

K.S: Rojava/Kuzey Suriye´de Kürt medyası geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Her birisi yüksek derecede politikleşmiş basın organlarından bahsedilebilir. Yani Batılı bir anlayışa göre şekillenen objektif/nötr basın ya da habercilik anlayışı burada kendini göstermiyor. -Tabi burada eleştirim ne Kürdistan´da ne de Avrupa´da objektif haberciliğin olmamasınadır- Ancak Rojava medyasındaki çeşitliliğin bir büyük bölümü, oradaki devrimi ve ilerici toplumsal gelişmeleri destekleyen kurumlardan oluşuyor. Mesela Ronahi TV, Ronahi Gazetesi, Hawar Haber Ajansi (ANHA) Qamislo TV ve benzerleri. Bunun yanı sıra Rojava´dan değil de misal Güney Kürdistan´dan gelen basın organları var; NRT, KNN, K24 ve Rudaw gibi. Bunlar bölgedeki olayları ve yaşananları farklı bir perspektiften aktarıyorlar. Bu nedenle haber perspektifi genelde haberi yapan basın organına bağımlı kalıyor.

YENI GAZETECİ NESLİ

Şunu da söylemek gerekir ki, oradaki gazeteciliğin önemli bir bölümü daha çok savaş muhabirliğinden oluşuyor. Orada bulunan çok sayıda gazeteci, kameraları ve mikrofonlarıyla direk cepheden haber yapma tecrübesine sahip. Mültecilerle, savaşçılarla hatta esir düsen IŞİD teröristleriyle de konuşabilme imkanına sahip olmuşlar. Bu noktada yeni bir gazeteci nesli doğuyor. Bunlar sorunuzda belirttiğiniz gibi “sahada yaşananları” elbette çok iyi yansıtabiliyor.

Yeni gazeteci nesli dediniz, bunu biraz açar mısınız?

K.S: Tabi, neden yeni gazeteci neslinden bahsettiğimi de açıklamak isterim. Biliniyor; 2011-2012 yıllarına kadar Rojava/Kuzey Suriye´de bırakın kendilerine ait medya kurumuna sahip olmayı, Kürtlerin Halep ve Şam´da gazetecilik eğitimi alması bile yasaktı. Bu gelişmeler ancak son altı yılda meydana geldi. Bu yüzden çok yeni tecrübeler kazanılıyor ve yeni bir tarz habercilik yapılıyor. Kısaca, “Özgür bir basın” gelişiyor; yani piyasa mantığından, ticari çıkarlardan, reklamdan arınmış bir medya anlayışı. Aynı zamanda objektif olma zorunluluğundan ya da ortak bir davanın parçası haline gelme kaygısından da arınmış durumdalar. Çok net bir şekilde bu ilerici toplumsal gelişmenin savunucuları haline gelmişler. Kısaca, gazetecilik görevlerini aynı zamanda, toplumu dönüştürme görevi olarak da ele alıyorlar diyebiliriz. Bu da kadınlar, kooperatifler ve savaşçılar hakkında ağırlıklı haber yapmaları anlamına geliyor.

‘HABERCİLİK, EĞİTİM VE AYDINLANMA FONKSİYONU ÜSTLENMIŞ DURUMDA’

Peki, işaret ettiğiniz bu medya anlayışı açısından bölgede gözünüze çarpan bariz farklılıklar oldu mu? Medyanın toplumdaki yeri nedir?

K:S: Doğrusu dikkatimi çeken çok büyük faklılıklar yoktu. Araştırmalarım esnasında çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bölgelerde bulundum. Fakat Hıristiyan halkın yasadığı bölgeleri de, Eyn Îsa gibi Arap nüfusunun hakim olduğu bölgeleri de görme fırsatım oldu. Mesela Rakka´daki basın merkezinde de bir kaç gün kaldım. Arap gençlerinin habercilik eğitimini gözlemleme şansım da oldu. Rakka´nın 20 kilometre kuzeyinde bulunan Hazima Köyü’nde Arap gençleri bir radyo istasyonu kurmuşlardı. Şu an ismini telaffuz edemediğim Arapça bir ismi vardı. Kürtçe ismi ise “Dengê Ciwanen”di, yani “Gençliğin Sesi”. Arap gazetecilerde de, ilk sorunun yanıtında bahsettiğim benzer bir medya anlayışıyla karşılaştım. Demek ki, medya anlayışında etnik faktörler değil de habercilik altında neyi nasıl anladığınız ve gazeteciliği nasıl yapmanız gerektiği bilinci belirgin oluyor. Burada, habercilik anlayışının nötr/objektif konumundan ziyade bir eğitim ve aydınlanma fonksiyonu üstlenmesi söz konusu.

‘İNSANLAR PES ETMİYOR’

Bölgede oldukça kapsamlı bir geziniz oldu. Sizi en çok etkileyen ve bizimle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı? Bir de şunu merak ediyorum: Bulunduğunuz ortamlarda yereldeki gazetecilere yönelik öneri ve tavsiyelerde bulunma pozisyonu oldu mu? 

K.S: Evet, beni oldukça etkileyen bir anımı paylaşmak isterim. Rakka´nin Hazima Köyü’nde kurulan Dengê Ciwanen Radyo istasyonundan bahsetmiştim. Şunu söyleyebilirim ki savaşın ne olduğunu Rakka´da gördüm ve öğrendim. Şehir tamamen yıkılmış; her köşe başında bir enkaz, büyük binalar yerle bir olmuş, her yerde büyük bir yıkım izlenebiliyor. Bu benim için çok iç karartıcı bir manzaraydı. Orada sürekli yaşayan insanlar için ne kadar zor bir durum olduğunu tahmin bile edemeyiz. Benim oradan ayrılabilmek gibi bir ayrıcalığım vardı. Oradaki halkın ise böyle bir şansı yok.

İşte Hazima Köyü´ne gittiğimizde – ki bu köy Rakka’yı kurtarma operasyonundaki ilk durak olduğundan IŞİD burada oldukça direnç göstermiş, çatışmaların geriye bıraktığı yıkımın izleri çok büyük – birden ufukta bir radyo kulesi karşınıza çıkıyor. 50 metre yüksekliğinde ve orada ayakta kalan o tarz tek yapı. Kulenin yanında kısmen yıkılmış küçük bir ev bulunuyor. Bu evde genç insanlar bir stüdyo kurmuşlar; yayın aktarım odası, bilgisayarlar ve misafir odası bulunuyor. IŞİD´in daha 6 ay önce bu şehirden çıkarıldığını unutmayalım. Bu koşullarda bu genç insanlar bir kaç aydır radyoda müzik yayınlıyorlar, bir moderatör özellikle de gençleri ilgilendiren güncel olayları/haberleri aktarıyor. Ve orada çalışan genç insanların yarısı kadınlardan oluşuyor. Bunu görmek, Rakka´da gördüğüm korkunç manzaranın bende yarattığı kasvetli havayı üstümden atmama yardımcı oldu. İnsanlar pes etmiyor, devam ediyor. Hatta kendi medya kurumlarını kurarak seslerini duyuruyorlar.

ÖZGÜR GAZETECİLER BİRLİĞİ

Diğer soruya gelince, doğrusu ben oraya kendi Batı tarzı habercilik anlayışımı sergilemek için gitmedim. Tam tersine onlardan öğrenmek için orada bulundum. Araştırmalarım bu yönlü çünkü. “Bu doğru, bu yanlış” demek değil de, onların nasıl çalıştığını görmek istedim. Fakat YRA (Yekîtiya Ragihandina Azad) adındaki Özgür Basın Birliği (Rojava Çatı Organizasyonu) eş başkanıyla bir görüşmemiz de oldu. Konuşmamızda profesörüm Michael Meyen ile birlikte şayet istek ve talep olursa, gazetecilik kursu verebileceğimizi belirttim.

‘PAN-KURDİSTAN ANLAYIŞLA İLK KEZ KÜRDİSTAN’DAN YAYIN YAPILIYOR’

Geçtiğimiz günlerde Kürt Gazetecilik Günü’nün 120’nci yıldönümü kutlandı. 22 Nisan 1898 tarihinde Mısır’ın başkenti Kahire’de Miktad Mithat Bedîrxan tarafından “Kürdistan” adını taşıyan ilk Kürt gazetenin çıkarılmasıyla başlayan Kürt basınına evrensel bakış açısıyla bakıldığında günümüzde nasıl bir gelişmeden bahsedebiliriz?

Evet, bu hafta içinde Kürt Gazetecilik Günü’nün 120’nci yıldönümünü kutladık. Elbette 1898´de kurulan Kürdistan Gazetesi’nden önce de Kürtçe yayınlar vardı. Ancak bu yayınlar, düzenli bir medya tarzından yoksundu. Bunlar, kitap ya da şiir koleksiyonu şeklini aşamamıştı. Bugün bu önemli günü kutlarken şimdiki aşamada bariz bir fark görülüyor: 1898 tarihinde Kürdistan Gazetesi Kahire´de yayımlandı. Yani Mısır´da. Yine, 1994-1995 yıllarında ilk Kürt Televizyonu Med TV, Kürdistan´da değil, Londra’da yayın hayatına başladı. Sonra Medya TV, Roj TV, Med Nuçe gibi yayınlar peşi sıra geldi. Bu kurumların hepsi de Kürt halkı üzerinde muazzam bir etkiye sahip oldu. Bu yayınlar sayesinde “Kürtlük” bilinci şekillendi. Fakat tüm bunlar Kürdistan dışında gerçekleşti. Sorunuza gelecek olursak, Kürt basınında en büyük gelişme, ilk kez Kürt basının “Pan-Kürdistan” anlayışla, yani salt Başur, Bakur, Rojhilat ve Rojava için değil, bütünü kapsayıcı şekilde – Kürdistan´dan yayın yapmasıdır diyebilirim. Geçtiğimiz yıl büyük öneme sahip olan Ronahi TV, Rojava´ya giderek merkezini Qamişlo´da kurdu. Süleymaniye´de ise büyük bir televizyon binası gördüm. Buraya daha önce Avrupa´da yayın yapan TV kurumları zamanla yerleşecek. Kürt haberciliğinin artık yavaş yavaş Kürdistan´dan yayın yapması ve 120 yıl önceki gibi Mısır´da ya da Avrupa gibi sürgün olduğu ülkelerden yayın yapmak zorunda olmaması tabi ki sevindirici bir durum.

‘ROJAVA’DA ÖZGÜRCE HABER YAPABİLİYORUZ’

Son olarak, Rojava´ya dair izlenimleriniz ve kayıtlarınız oldukça kapsamlı. Medya sisteminin yanı sıra Rojava Devrimi’ne ilişkin de konuşmalarınız ve yazılarınız var. Şu an yine Almanya´dasınız. Çalışmanızın Alman toplumuna yansımasına değinebilir misiniz? Alman basını bu konuda çalışmalarınıza yeterli bir önem veriyor mu?

K.S: Rojava/Kuzey Suriye´deki gelişmelere devasa bir ilgi var. Onlarca etkinlik talebi geldi. Tabi ki oradaki gazetecilerin çalışmalarıyla ilgili merak edilen konular var. Ben sorulara genelde şöyle cevap veriyorum: Bir iç savaş bölgesi olmasına rağmen orada en özgür çalışma olanakları bulunan yine onlardır. Güney Kürdistan merkezli KNN için çalışan ve Rojava´nın Kobanê kantonundan haber yapan bir gazeteci, “Bu bölgede gazetecilik yapabildiğim için minnettarım, çünkü Rojava´da yapabildiğimiz özgür haberciliği kimse yapamıyor.” demişti. Bence bu dikkate değer bir değerlendirme.

Dediğim gibi, Almanya´da Rojava´ya karşı muazzam bir ilgi var. Sadece basın ya da medya boyutuyla değil, yeni kurulan toplumsal sisteme de ilgi oldukça büyük. Nasıl bir demokraside yaşamak istiyorlar, komisyon ve akademilerdeki örgütlenme şekilleri vs.

‘ALMAN HALKI ÖFKELI’

Aynı zamanda, Alman hükümetine öfke de büyük. Yüz binlerce Alman, Federal Alman hükümetinin, Rojava´yı yok etmek isteyen AKP diktatoryasının işbirlikçisi konumuna geldiğini görüyorlar. Burada sadece bir sessizlik söz konusu değil, Alman Hükümeti net bir suç ortaklığı pozisyonunda bulunuyor. Bu rezaletin görülmesi Almanya içinde de insanların harekete geçmesini sağlıyor. Aslında bu da iyi bir gelişme sayılır.

ARYEN HABER/mk